HAYIRLI OLANI İSTEMEK
Fadıl Kılıç

Fadıl Kılıç

HAYIRLI OLANI İSTEMEK

02 Aralık 2013 - 11:19

Mal, mevki, makam gâye olmamalı, hayra ve iyiliğe vâsıta olmalıdır. Malı, mevkiyi hayır için arayan ve hayır işlerde kullanan kişi râhata, huzûra kavuşur. Mal, mevki, bir deryâya benzer. Pek çokları bu denizde boğulmuştur.

 

Hâdis-i şerifte Peygamber efendimiz; “Bir kimsenin bütün istekleri, benim getirdiğim şeyler olmadıkça iman etmiş olmaz “buyurması konunun önemine ve inceliğine verilebilecek açık bir örnek ve mesajdır.

 

Yıldızları mermi yerine kullanabilen askerleri olan Yüce Allah, imtihan gereği hayır ve şerri yani iyilik ve kötülüğü işlemekte kullarını serbest bırakmıştır. Kur’an’ın eskimez ifadesine göre dileyen hayır, isteyen şer işleyebilir. Sonsuz merhametinden dolayı Yüce Allah Peygamberler aracılığı ile hangi işlerin hayır, hangi fiillerin şer olduğunu kullarına bildirmiştir.

 

Kur’an’ın ifadesine göre “akleden kalbin” sahipleri ile ilim ve hikmet ehli olanlar ilahi vahyin çağrısına uyarak iyiliklerde bulunur, hayır işlerler. Cehaletin, aklını örttüğü kişiler ise, nefislerine, insi ve cinni şeytanlara uyarak şer yani kötülük ve günah işleyerek, dünyada ve ahirette hüsran ve azâba duçar olurlar.

 

Sıcakta serinlemek isteyen insan vucudunun soğukta ısınmak istemesi gibi insanoğlunun yaşayabilmesi için de hadsiz ihtiyâçları ve istekleri vardır. Hayatın devamı için gerekli olan bu ihtiyaçların tedarikinden meşru(İslam şeriatine uygun) bütün fıtri çabalar aynı zamanda birer ibadet sayılmaktadır.

 

Manevi zirvede ulvi bir kamet olan İmam-ı Rabbanî hazretlerinin ifadesiyle:
“Bedenin hastalığı gibi kalbin ve ruhun hasta olması da ibadetlerin yapılmasını güçleştirir. Kötülükleri tasfiye için gönderilen İslâmiyet ile  “nefs-i emmâre” denilen azgın nefisle mücadele ederek galip olmak mümkündür.”

 

Hz. Peygamber SAV’in velayet kanadının zirve ismi olan Abdülkâdir Geylânî hazretleri oğluna hitaben şöyle demiştir:

“Ey oğul! Senin efkârın ve düşüncen sadece yiyecek, içecek, giyecek ve dünyâ lezzetleri olmasın. Bütün bunlar, nefsin arzuladığı ve insan tabiatının istediği şeylerdir. Kalbin ihtiyacı nerede, nefsin ve tabiatın istekleri nerede? Kalbin düşüncesi Allah’tır. Senin düşüncen ve hedefin Rabbin ve Onun katındaki ebedi nîmetler olmalıdır. Bu fani dünyâdan, haram ve şüpheli olanlardan ne terk edersen, mutlaka bunun karşılığında âhirette ondan daha hayırlısı vardır. Hakiki ömrünü sâdece şu içerisinde bulunduğun an olduğunu farz et ve en hayırlı azık olan “takva azığı” ile âhiret için hazırlık yap...”
 

Yazımızı noktalarken her işimiz hayırlı olsun ve hayırla dolsun.

Maksudu(gayesi) mabudu(rabbi) olanlara ve hidayete tabi olanlara selam olsun…

 

Bu yazı 9333 defa okunmuştur .

Son Yazılar