İMHA EDENLERİN AKİBETİ
Fadıl Kılıç

Fadıl Kılıç

İMHA EDENLERİN AKİBETİ

04 Eylül 2013 - 11:50

İnsanlığın iftihar tablosu olan Hz. Peygamber(asm), insanları öğüt ile delille, ikna yoluyla ve vahyin kaynağı olan Kur’an’a davet ederek, Hak ve Hakikat ile buluşmaları için çağrıda bulunmuştur. O’na gönül verip “anam, babam sana feda olsun.”diyerek etrafında oluşan nurani halka, cebir(zor) kullanılarak bir araya gelen fertlerden değil, bunun aksine “kavl-i leyin”(tatlı dil) yönteminin fethedici kuşatıcılığıyla İlahi çağrıya evet diyerek İslâm Dini’ni tercih eden kimselerden oluşmuşlardır.

 

Barış, sevgi ve rahmet Elçisi olan Hz. Muhammed (sav), Mekke döneminde inananlara düşmanlık yapan, zulüm uygulayanlara aynı yöntemle karşılık vermemiş, zulmedenlerden intikam alma girişiminde bulunmamıştır. Müslümanların sürekli sabredip sabırda yarışmaları gerektiğini tavsiye eden Kur’an ayetlerini tebliğ eden Hz. Peygamber; “Sabredin ben savaşla emrolunmadım” buyurarak, ashabına metanetli olmayı öğütlemiştir.

 

Kur’an-ı Kerim’de diğer topluluklarla“Hep birden barışa girmeleri” emredilirken, Allah uğrunda yola çıkıldığı zaman iyice araştırmaları ve kendilerine barış teklif edene, dünya hayatının fani ve zail(geçici) menfaatini umarak “Sen mü’min değilsin” dememeleri öngörülmektedir.

 

Hz. Muhammed (s.a.), insanları zor kullanarak İslâm’a dâhil etme düşünce ve gayreti taşımadığı gibi, hür iradesiyle Müslüman olan kimseleri dinlerinden döndürmek için hiç kimsenin zor kullanmasına fırsat vermemiştir. Baskı ile zor kullanmak, esasen insan haklarını hiçe saymak ve inanç özgürlüğünü kısıtlamak demektir.

 

Kureyzaoğulları’nın, Hendek savaşında Müslümanlar aleyhine savaş suçu işlemelerinden dolayı, gönül rızasıyla seçtikleri “hakemin” verdiği karara rıza göstererek, cezai müeyyidelerin uygulanmasına katlanmak zorunda kalmışlardır.

O zamanki süper güçlerden Bizans ve Sâsânî güçlerinin, İslâm topraklarına planladıkları saldırılara, Tebûk Seferi ve Mûte Savaşı ile caydırıcılık özelliği olan mukavemet güçleriyle mukabelede bulunulmuştur.

 

Hz. Peygamber’in (s.a.) dinî ve içtimai sonuçları bakımından büyük önem taşımayan stratejik savaşları, dünya harp tarihinin “zayiatı minimum” kabul edilen, en az kan dökülen savaşlarındandır. Rahmet ve müjde Peygamber’inin emriyle vukua gelen savaşlarda müslümanların verdiği şehit sayısı (Bir-i Maûne ve Recî’ olaylarında şehit olanlar hariç) 138, müşriklerin verdiği ölü sayısı da (Kurayza hadisesi hariç) 216’dır. Sayısal bu değerler Hz. Peygamber’in(asm)  yaşam prensibi olarak, düşmanı yok etmeyi değil, kazanmayı hedeflemiş olmasının en açık ispatı ve en vazıh örneğidir.

 

Amcası Hz.Hamza’yı hunharca şehit eden Vahşi’yi affedip sonra yahşi(kiymetli, güzel, iyi)eyleyen Hz.Resulullah Efendimiz’in medeniyetiyle tanışan bedeviler bile, medeni ümmetlere muallim ve üstad oldular. Mekke’deki baba ocağına bile el koyarak “kâinatın incisi”ne(asm)ev, bark bırakmayan Akil’i bile affeden Allah Resulunun affı ve engin musamahasına günümüz insanlarının çok ihtiyacı vardır.

 

Modern Tıp’ta ağrı eşiğini yükseltmek için kullanılan analjezik ve antipiretikler(ağrı giderici ve ateş düşürücüler)gibi, günümüz insanın eşiği son derece düşük sınırlarda seyreden başta sabır, hoşgörü, affedebilmek gibi manevi eşiklerinin yükseltilebilmesi ve yaşanılabilir ve yaşanılmağa değer bir dünya için Hz.Muhammed’in(asm)getirdiği “din ve davete”her kesin muhtaç olduğunu en büyük müfessir(yorumcu)olan zaman’ın adil şahitliğine kulak vermek gerekir.

 

Ağzında hazır bekleyen ve üflemesiyle kiyameti tetikleyecek İsrafil Aleyhisselam’ın nefhasından(üfleyişinden)önce uyanabilmek dileğiyle herkese selam…

Bu yazı 20247 defa okunmuştur .

Son Yazılar