Urfa'dan Hakk'a yürüyen Bediüzzaman
Fadıl Kılıç

Fadıl Kılıç

Urfa'dan Hakk'a yürüyen Bediüzzaman

24 Mart 2014 - 06:43

Bitlis’in Hizan İlçesi’ne bağlı İsparit Nahiyesinin Nurs Köyünde başlayan Kur’an’a adanmış mübarek bir hayat, 23 Mart 1960 tarihinde Peygamberler Şehri Urfa’da ölümün terhis tezkeresiyle Rabb-i Rahim’ine kavuşarak son bulmuştur.

 

Isparta’da kiracısı olduğu Fıtnat Hanımın evinden Hz. İbrahim’in manevi daveti üzerine yola çıkan Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri, yaklaşık 2 gün süren meşakkatli bir yolculuğun ardından Urfa’ya ulaşarak ruhunu Rahman'a teslim edeceği mekân olan İpek Palas’a yerleşmiştir.

 

Ustad’ın Urfa’ya teşrif ettiğini duyan Urfa halkı o zata büyük bir teveccüh göstererek o’nu din düşmanlarına karşı cansiperane müdafaa ve muhafaza etmiştir.

 

Ecelinden başka dünya ile artık bir irtibatı kalmamış Hür Adam Bediüzzaman Hazretleri, Urfa’da Kadir Gecesine şafak sayan gecenin birinde,80 küsür yıllık ömrünün manevi büyük hâsılatını Rabbi’ne takdim etmek ve Yüce Dost’a kavuşmak için Urfa’yı tercih etmişti.

 

Başta Haremeyn( Mekke ve Medine)olmak üzere pek çok yer o zatı bağrına basmayı arzu ederken, Said-i Nursi Hazretleri Türkiye’yi ve özellikle Urfa’yı tercih etmişti. Kendi ifadesiyle; dinin yıkılmağa çalışıldığı yerden, Kur’an hizmetlerinin Şehbal açıp dalgalanması gerektiğini her fırsatta söylemiş ve bunu hayatıyla da ispat etmiştir.

 

Devrin idarecileri tarafından kendisine teklif edilen köşk ve saraylara, dünyevi makam ve rütbelere tenezzül etmemiştir. Halıcı Sabri’nin otomobil hediyesine ve talebelerinin infak ve himmetlerine arz-ı hacette bulunmayarak “istiğnanın ve gönül tokluğunun” zirvelerinde şerefli bir hayat yaşamıştır.

 

Vasiyeti gereği mezarının gizli kalmasını istemişti. Hayatta iken “siyaset, riya ve şöhretten” uzak kalmasını bildiği gibi vefatından sonra da aynı şekilde “ihlâs hakikatına” mazhar olmak istemiş ve buna inayet-i ilahiye ile muvaffak olmuştur.

 

Urfa’da vefat ettiği İpek Palas Oteli’nde yanında akraba düzeyinde kardeşi ve herhangi bir yakını olmadığından dolayı resmi prosedür gereği Tereke(miras)Hakimi tarafından Ustad’ın ölüm zabtı aşağıdaki gibi tanzim edilmiştir.

 

Nüfus kaydı Isfarta’ya nakledilen Said Nursi’ye ait özel eşyaların, Konya’da ikamet eden tek maddi varisi olan Abdulmecit Ünlükul’a posta marifetiyle gönderilmesine karar verilmiştir. Bu eşyalar;birkaç bardak, çaydanlık, yamalı bir aba, rulo edilmiş bir seccade, yatak vs…

 

İşte Bediüzzaman Hazretlerinin hayatının son demlerine kadar sahip olduğu dünyalığı ancak  bu kadar!

 

Holdingler, şirketler, toplumu dizayn etmeye çalışan bir endüstriyel güç olmak yok!

 

Siyaset, politika, partileri güçlü ve zayıf bırakma, ihale alma, ihale verme, dünyevi yetkilere ortak olmak yok!

 

Zindanlara, sürgünlere, idam darağaçlarının kendisine gösterilmesine rağmen kin, nefret ve kötü akibetleri talep eden yakarışlar yok!

 

Dünyevileşerek her şeyi maddiyatta arayan ve akılları maddeye esir olmuş “maddiyunluk tahrifatı” asla yok!

 

Helaket ve felaket asrının rey sahibi Bediüzzaman Hazretlerinin vefat yıldönümü vesilesiyle kendisini rahmetle yâd ediyoruz.

 

Nur’la çıkılan bu hizmet yoluna siyaset topuzuyla devam etmek Ustad’ın mirasına sadakat nişanesi olamaz!

 

Köprüyü geçinceye kadar Nur’la yetinmek doğru değildir.

 

 

Sırat Köprüsü’nü aşıncaya kadar İslam Daveti’nin Hak ölçüleri ve düsturları içinde olabilmek dileğiyle baki selamlar dilerim.

 

 Allah’ın ve Kur’an’ın diğer bir adı olan NUR’la kalın, Nurlanın…

 

 

 

 

Bu yazı 13076 defa okunmuştur .

Son Yazılar