ZULÜM NE ZAMAN BİTECEK?
Fadıl Kılıç

Fadıl Kılıç

ZULÜM NE ZAMAN BİTECEK?

28 Ağustos 2013 - 15:27

Demokrasi ve özgürlük seslerinin zirvelerde dalgalandığında günümüz dünyasında Mısır, Suriye ve diğer ülkelerde tezahür eden akıl almaz zulüm ve baskılara karşılık ortaya çıkan mukavemet ruhlu direnişler ve o eksende varlık gösteren bazı siyasi oluşumlar var olma mücadelesi ve direnme hakkı noktasında insanlığın ortak vicdanının yansıması olarak kabul görmektedir.

 

Mısırda darbe karşıtı gösteriler büyük bir halk reaksiyonuna/tepkisine dönüşerek dünya gündemine “Rabia” selamıyla direniş mührünü vurmayı başarmıştır. Yüzlerce, binlerce insanın öldürüldüğü ve yaralandığı vahim tabloyu küresel medyanın bir kısmı subjektif/taraflı yayın akışlarıyla görmezden gelmeye çalışmışsa da insanlık onuruna indirilen bu darbeden habersiz kalmak mümkün olmamıştır.

 

Orantısız güç ve şiddete dayalı çok sert müdahalelerin Mısır cunta yönetimi ve Suriye Ordusu tarafından kimyasal silah kullanımı da olmak üzere  kendi halklarına yapılan bu dayatmaların ve zulümlerin  neticesinde ortaya çıkan istikrarsızlık ve kaos ve katliam  ile on yıllarca çalışılsa bile çözülemeyecek sıkıntıların Mısır ve Suriye halkına reva görüldüğü aşikar olarak görülmektedir.

 

Zulme karşı direniş ruhunun gereğini ve meşruluğunu Kur'ân’ın pek çok ayeti sarih/açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Konuyla ilgili birkaç ayeti nazar-ı mütalaanıza havale ediyoruz;

Âl-i İmran Suresi, 110.Ayet; "iyiliği emredip, kötülükten alıkoyma" emrine dayandırmaktadır. "Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun"

 Âl-i İmran Suresi, 104.Ayet;"Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarsınız."

 

Mezkûr ayetlerde Adaletin kaynağı ve yegâne sahibi olan Yüce Allah, Kur’an’da bir anlamı da adaletli ümmet anlamına gelen “Muktesid Ümmet” tarifi ile Hz. Muhammed SAV. Ümmetine "iyiliği emretme ve kötülüğü önleme" görevini yüklendiğini açık bir şekilde beyan etmiştir. İslam Ümmetinin bu görevi yerine getirme zorunluluğu göz önüne alındığında bu şerefli vazifenin ifasının en etkili yolu ise kötülüğü emreden, iyilikten alıkoyan tüm mekanizma, otoritelere karşı vahiy ve sünnetin adaletinde meşru "kuvvet kullanımı ve direnişi”dir.

 

Adaletin timsali ve zalimlerin amansız düşmanı olan Hz. Ahmed’in S:AV konuyla ilgili ince bir mana ile her kesin derecesine göre sorumlu olduğu şu ifadelerinde önemli büyük görevlerin olduğunu anlamak mümkündür:"Sizden bir kötülük gören, onu eliyle düzeltsin, gücü yetmezse diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin, bu imanın en zayıfıdır."

 

Dürüstlükte ve fazilette son derece aşkın olan ve ümmetin yararını gözeten şahsiyetlerden Hasan Basri, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi, İmam-ı Azam ve Bediuzzaman Said-i Nursi ve diğer mana büyüklerinin hadiselere karşı çözücü rol üstlenen “müsbet yaklaşım ve içtihatları”, peygamber yolu olan “Hudeybiye” örneği ile tüm insanlığa bir anahtar ve çıkış yolu olarak miras kalmıştır.

 

Yerel yönetimlerimizin, halkımızın haklı taleplerini dikkate alarak Mısırdaki direniş ruhunu temsil eden "Rabia"adını şehirlerimizdeki meydanlardan birine isim yapmak suretiyle Hak ve Batıl,Adalet ve zulüm mücadelesinede "Hak'tan ve Adaletten" yana olduklarını bu şekilde ölümsüzleştirebilirler.

 

Sonuç olarak; ömrünün Mekke’sini yaşamayanlar Medine’sini göremez. Meşru direnmenin tüm akli ve stratejik nüanslarıyla ve düşmanlarının silahlarıyla(tüm metodlarıyla)donanmayanlara zafer sabahı yok. Zulmün sona erdiği sabahlara uyanabilmek dileğiyle…

.

 

Bu yazı 63907 defa okunmuştur .

Son Yazılar