BİZ MUHAMMED ALİ’Yİ NİÇİN SEVDİK
Hanife Özel

Hanife Özel

BİZ MUHAMMED ALİ’Yİ NİÇİN SEVDİK

14 Haziran 2016 - 20:47

Herkes gibi ben de babamın geceleri uyanıp maçlarını izlediğini söylemesiyle tanıdım  Muhammet  Ali’yi.

O  zamanlar  TRT ekranlarında   unvan  maçları  naklen  yayınlanırdı. Kazanması  için  dualar  edilir, sonra  günlerce  büyük  küçük herkes  bu  maçlardan  bahsederdi.

 O  yıllarda  bizden  biri  kabul  edilmiş,  herkesin  sevgisini  kazanmış  ve   bir  nesle  boksu  sevdirmişti.

Babamın boks ekolüydü   ben  her ne kadar canlı izleyememiş olsam da,  soyadının  neden Türkçe  olmadığını, maçların  neden  Amerika’da yapıldığını    düşünür ; çocuk  yaşımda   Müslüman olmasıyla gururlanır , saygı ve  sevgi  duyardım. Büyüyüp   hikayesini  öğrendikçe, belgesellerini, röportajlarını, bulabildiğim kadarıyla da maçlarını izledikçe ona  olan  hayranlığım  daha da  çok  arttı.

Bazılarını rakibini dövmesinden daha çok zulme, zalime, sömürüye, ırkçılığa baş kaldırışıyla seversiniz, biz Muhammed Ali'yi bunun için sevdik.

Geçenlerde   hastalığı  ile  gündeme  gelip  ölümünü  duymak   beni çok üzdü. Gerek sportif başarıları, gerek haksızlığa karşı duruşu ile her anlamda efsane olan boksörün   ölümü  spor dünyası kadar  İslam dünyası için de büyük bir kayıp.

Muhammed Ali, kariyerinde ringe çıktığı 61 maçtan sadece 5’ini kaybetmişti. Ancak o, sadece çok iyi bir sporcu olduğu için efsaneleşmedi, karakteri, duruşu ve dünya görüşüyle de farklı olmayı başardı.İslam’ın  demir  yumruğu  oldu.

Yumruk atmayı değil, yemeyi öğrendiğinde güçlü olacağımızı bize öğreten Muhammed Ali’ yi   ölmeden  değil  yaşarken  bu  kadar efsaneleştiren  neydi ?

Bir  sporcu  olmanın  çok ötesinde  olan Muhammet  Ali, ırkçılığın  tavan  yaptığı   dönemde  dünyanın  en  büyük  otoritesi  olan  Amerika’ya keskin  söylemleri  ve  politik  duruşuyla  kafa  tutmuş, her  türlü  baskı, zulme ve  faşizme  karşı  olmuştur.

Ringdeki hızı, refleksleri, dansı, ring dışındaki espritüel tavrı, yazdığı şiirler, renkli kişiliği   ama en önemlisi siyahi bir Müslüman olarak otorite karşısında tek bir geri adım atmayı reddettiği sağlam duruşu…

O dönemde siyahilere halen köle olarak bakan zihniyetin verdiğini rahatsızlıkla Roma  olimpiyatlarda kazandığı madalyasını  Ohio Nehri’ne  atacak  kadar  cesur yürek  olması…

 ‘’Hiçbir  Vietnamlı  yolda  yürürken  arkamdan  pis  Zenci  diye  bağırmadı  bana’’  diyerek   Amerika’ya  tarihi   bir  ayar  vererek  Vietnam savaşına gitmeyi reddetmesi  ile  dünyanın  kahramanı  olması…

ABD’nin  her  türlü tehdidine  karşı  savaşın  karşısında  durması   ve  bu  yüzden  maddi  ve  manevi  birçok  bedel  ödemesi.

Hapis ve  para  cezasına  çarptırılması,  bokstan men edilmesi, haksız yere 3 yıl ağır sıklet boks şampiyonu unvanının ve  lisanslarının  elinden alınması,  yüksek mahkeme kararıyla yeniden ringlere döndüğünde unvan  maçını  kaybetmesi, dönemin şampiyonu Fraser ile yaptığı 3 maçtan birincisi  ile   tüm dünyanın nefesini kesmesi…

İnsanlara yeni ufuklar açan bir hayat yaşayarak, zaferin ve gücün sembolü  oldu her zaman.

 Mazlumun, mağdurun, özgüvene ihtiyacı olanın sevgisine mazhar oldu. Yumruğu ezilenin cevabı bilindi. İnsanlığın  sözcüsü  oldu. Dünyanın yarısı bile onun gibi düşünebilseydi dünya çok farklı olurdu.

 ABD'li Müslümanların öncülerinden Malcolm  x,  ideolog bir devrimci iken  Muhammed   Ali  icraatçı idi. Amerika bugün demokrasisi  ile övünüyorsa bunda onun payı çok büyüktür.

O dönemde   yaşayan Martin Luther King, Malcom x, Nelson Mandela gibi lider insanlar hep mazlumların umut meşalesi olacak tarih  kitaplarında yer alacak bizler de  onların   hikayelerini  yeni  nesillere  anlatacağız.

Ve elbette yıllarca hafızalardan silinmeyecek, sözleriyle de anacağız onu.

İkiz kuleleri yıkan teröristlerle aynı dinin mensubusunuz, ne hissediyorsunuz?

Sorusuna Muhammed Ali'nin cevabı:

‘’Hitler  ile  aynı  dini paylaşan bir  mensup  olarak  neler  hissediyorsanız  aynısını.’’ Olmuştur.

……

Son  olarak  şampiyonluğa dönüş sürecindeki maçlarından birinde, yardımcısı Bundini’nin, Ali’yi  motive  etmek   için yaptığı  şu  tezahürat  beni  her  zaman  duygulandırmıştır:

 

 

“Dans et şampiyon, kimsesizler yurdundaki yalnız çocuklar için dans et. Çocuklar için salla yumruklarını. Kiralarını ödeyemeyen işsizler için dans et, kanserden geberen yoksul hastalar için, kefaletleri ödenmeyen sefil mahkumlar için, herkesin terk ettiği eroinmanlar için. Dans et şampiyon, savaş onlar için! Düşkünler yurdundaki zavallılar için, emeklilik maaşı alamayan yaşlılar için, sokak köşelerindeki yalnızlar için. Dans et şampiyon, savaş onlar için. Temizlik işçileri için salla yumruklarını; hava limanlarında, otobüs duraklarında, benzin istasyonlarında yerleri süpüren küçük insanlar için.Savaş onlar için şampiyon! Muhammet Ali’yi hiç kimse yenemez, hiç kimse! Sadece Cassius Clay yenebilir ama o da bu akşam aramızda değil.” 

Ne  zaman  hatırlasam  yine  duygulandığım  başka  bir  olay  da  şudur:

Yıl 1976, yer Sultanahmet Meydanı...

Başbakan  Necmettin  Erbakan ve beyaz insanlarla ilk defa karşılaşan Muhammet Ali, tezahüratlarla karşılaşınca bunun için Rabbine şükredip, gözyaşlarını tutamıyor. Ve bana ilk defa sarılan beyaz lider Erbakan'dır diyor.

Hayatıyla dünyayı değiştirdi mi bilemem ama dünyayı değiştirenlere örnek olduğu muhakkak.

Bir daha böyle bir sporcu, belki de böyle bir insan gelmez dünyaya.

Ümmetin duasıdır sana  Muhammet  Ali,  ismini yere yazdırmadığın  sevgililer sevgilisine komşu olursun inşallah…

 

Bu yazı 11919 defa okunmuştur .

Son Yazılar