FETHİN 563. YIL SENE-İ DEVRİYESİ VESİLESİYLE
Hanife Özel

Hanife Özel

FETHİN 563. YIL SENE-İ DEVRİYESİ VESİLESİYLE

29 Mayıs 2016 - 19:54

      Bazılarına göre fetih değil geri alınış, bazılarına göre ise işgal. Kimisine göre sonuçları Müslümanlar için faydadan çok zarar getiren bir olay, kimilerine göre hurdahaş bir şehrin alınmasının kutlanması abartı. Neredeyse ‘Fatih, fethetmese daha iyi olurdu’ diyecekler.

            Fethin şanlı gününü kutlamanın saçma olduğunu ve bununla övünmenin yersiz olduğunu düşünenlere bir evladı Fatihan olarak, benim için en muhteşem, en muazzam ve en büyük zaferdir. Hakk'a tapanın hakkını aldığı gündür.

          Ayrıca doğduğu günü ya da yıl başını kutlayanların, böylesine gurur verici tarihimizin en önemli ve dünya çapındaki bir olayı kutlamaktan neden kaçındıkları da tarafımdan hala merak konusudur. Böyle düşünenlerin birlik, bütünlük, bağımsız ve egemen bir toplumdan söz etmesi de son derece saçma ve inandırıcı değildir.

Hamd olsun ki ne kutlu bir fetihtir o ve onu fetheden komutan ne mübarektir. Hadis-i şerifte müjdelenen kumandan ancak böyle bir kumandan olabilirdi zaten ve o asker ancak böyle bir kumandanın askeri olabilirdi.

          Bu sebeple buraya noktalı virgül koyup işin özüne inelim. Şimdi size gerçek bir tablo çizmek istiyorum.

‘’Yıl 1453, 29 Mayıs sabahı….İstanbul'un Osmanlı tarafından kuşatılma hazırlıkları sürüyor. Gün yeni ağarıyor. Sabah namazı Sultan Mehmet tarafından kıldırılıyor. Ezanlar susuyor, ibadet bitiyor. Yüce Mehmet atına biniyor. Güneş arkasında ufalmış heybetinden doğmaya korkuyor, yürüyoruz. Koca ordu içinde bir yeniçeriyim. Şansımdan Fatih'in tam arkasındayım. Onun o müthiş konuşmasına şahit oluyorum birincil elden.

'' Askerlerim, kardeşlerim! Bugün, peygamber efendimizin hadisini yerine getireceğimiz gündür! Ya İstanbul bizi alır ya da biz onu! ''

Korkuyor İstanbul, sultanın sesi yedi cihana ulaşıyor. Askerler zafer çığlıkları atıyor. Bizans korkuyor, Bizans aç, açıkta! Atını denize sürüyor Fatih… Ellerini alnına götürerek bir şeyler söylüyor, Rabbiyle konuşuyor. Kılıcını çekiyor, hızlıca aşağı indiriyor. Sanki karşısında İstanbul'un zalim sahibi var. İlk top patlıyor, biz bağırıyoruz. Top atışları devam ediyor, 45 gün boyunca. Sonra sultanımız emir veriyor, hücum! Mehteran bölüğü başlıyor hücum marşına. Hepimiz birer Mehmet’iz, hepimiz birer aslan.

           Hazret-i Ebu Bekir kıskanıyor cesaretimizi. Dağ taş demiyoruz, şehre giriyoruz. Kulağımızda Ulubatlı'nın imanlı sesi: '' Allah-u Ekber !''

Bu nidalar eşliğinde ellerine geçirdikleri her türlü vasıtalarla surlara tırmanmaya çalışıyorlar. Bu sırada Ulubatlı Hasan, otuz kadar arkadaşıyla ilk defa surlar üzerine Osmanlı sancağını dikti ise de, şehit ediliyor. Osmanlı kuvvetleri, muhtelif bölgelerden, dalga dalga İstanbul’a girmeye başlıyorlar. Bizans halkı, panik içerisinde sağa sola kaçışıyor, bilhassa Ayasofya’ya sığınmaya çalışıyorlar. Türk kuvvetleri, Aksaray bölgesinde birleşiyorlar ve Ayasofya’ya doğru ilerliyorlar.Kiliseye sığınmış olan ahâliye kapıları açtırıyorlar fakat güçsüz ve acınacak durumdaki bu insan yığınına kılıç çekmiyorlar onlara dokunmuyorlar.

             29 Mayıs Salı günü öğleye doğru, kır atının üstünde, yanında hocaları ve ordu kumandanları olduğu halde muhteşem bir alayla Topkapı’dan İstanbul’a giren genç hükümdar, doğruca Ayasofya’ya gidiyor. Fatih adıyla anılmaya hak kazanan 21 yaşındaki Sultan Mehmet Han,

Bizanslıların alkış ve tezahüratı, Türk askerlerinin dört bir taraftan göklere yükselen ezan ve tekbir sesleri arasında, Ayasofya önüne geliyor. Ayasofya, ağzına kadar kadın-erkek Rumlarla dolu. Bizanslıların hüngür hüngür ağlamalarından hasıl olan gürültüyü susturarak, sükûtu sağlayan Fatih, Ayasofya’da şükür namazı kılıyor.

          Yerlere kapanan ahâli, rahip ve eski Ortodoks patriğine karşı: “Kalkınız! Ben Sultan Mehmed, sana ve bütün ahâliye söylüyorum ki, bugünden itibaren ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz hususunda, benim gazabımdan korkmayınız” hitabında bulunuyor.’’

Daha ne söylenebilir ki… Eğer geçmişe yolculuk etmek mümkün olsaydı tereddütsüz 563 yıl öncesine, o güne geri gidip, fetih ruhunu, coşkusunu, heyecanını yaşamayı çok isterdim.

            Osmanlı’yı devletten yavaş yavaş imparatorluk mertebesine çıkaran, İstanbul şehrini 21 yaşında Müslümanlıkla buluşturan, medeniyete yeni ufuklar açan, 1000 yıllık Bizans’ı yıkıp Balkan ilerleyişinin en önemli kalesini alan Fatih’i ve bu fethi kutlamak bence elzemdir.

          Dünyanın gözbebeği İstanbul'u fethedip, yüzünü Roma'ya çeviren eşsiz ve gerçek bir imparator olan Fatih Sultan Mehmet’ in aldığı kültür, eğitim, manevi öncüleri olan hocaları ve Osmanlıya getirdikleri tartışılmaz bile.

Şehirlerin anası İstanbul, bize aziz ecdadımızın hatırasıdır. Ben bu şehri ve bu şehri fethedenleri unutmak istemiyorum. Unutanları, milli kültürden uzaklaşanları, küçümsenecek bir başarı görenleri, emanete sahip çıkamayanları, tarihine ezik muamelesini yapanları da görmek istemiyorum.

Allah, onu fetheden de askerlerinden de razı olsun.

Son söz niyetine Yahya Kemal’ le bitirelim:

Üsküdar, bir ulu rüyayı görenler şehri!

Seni gıbta ile hatırlar vatanın her şehri.

Hepsi der: “Hangi şehir görmüş onun gördüğünü?

Bizim İstanbul’u fethettiğimiz mutlu günü!

 

Bu yazı 16617 defa okunmuştur .

Son Yazılar