HAYDİ ABBAS VAKİT TAMAM
Hanife Özel

Hanife Özel

HAYDİ ABBAS VAKİT TAMAM

17 Mart 2016 - 14:25

Geçtiğimiz    hafta    8.  sınıflarda   Cumhuriyet    döneminin,  kendine  has  şiiri  ile   önemli   bir  ismi  olan  Cahit  Sıtkı’yı   konu  olarak işledik.  En    ünlü   şiiri  sayesinde   ‘‘35  yaş   şairi ‘’ olarak  bilinse  de   -kader  bu  ya-   yolun  diğer   yarısını  tamamlayamadan   46  yaşında  vefat  etmesi   öğrencilerimi   çok  şaşırttı. Belki    de   kendisine  biçtiği hayatın  yarısını  ancak  yaşayabilmiş  olmasıydı  onları  bu  kadar  hayal  kırıklığına  uğratan.

Daha çok şair kimliğiyle tanınan   Tarancı'nın düzyazıları zamanla -nedendir bilinmez- unutulup gitmiştir.

Bu  yüzden  işlediğimiz    konu    her  ne  kadar  Cahit  Sıtkı’nın  hikayeciliği  ise  de   şiire  bir  ihtirasla  sarılmış, işini  yani  şiiri  ciddiye almış,  onda muvaffak  olmayı hayatının biricik gayesi   saymış,  şiir yazmaya başladığı lise yıllarından ölümüne kadar “şâir” vasfına  sadık kalmış  şairimizin  şiirlerine  değinmeden  geçemedim.

   Ona  ’sözcüklerin sihirbazı’ denmiş   ve  o  bu sıfatı fazlasıyla  hak  etmiştir çünkü.

Bana   şairin  en  sevdiğin  şiirlerini  sırala   deseler : ‘’ 35  Yaş,  Haydi  Abbas,  Memleket  İsterim,  Karasevda, Gün  Eksilmesin  Penceremden  ve   Desem  ki ‘’   olurdu  muhakkak.

Çünkü;   Cahit    Sıtkı  demek  biraz  da  yaş  35  demek  aslında. Cahit   Sıtkı  demek bir  yanıyla  ölüm  korkusu,  diğer   yanıyla  yaşama  karşı  olan  tutku  demek…

Hayatımda   ne  zaman  bir  zorlukla  karşılaşsam   ya  da    yaşamanın  sevincini  hissetsem,  dudaklarımdan  hep  onun ‘’Gün Eksilmesin Penceremden’’  adlı  şiiri   dökülüverir. Dua   eder  gibi  tekrarlar  dururum:

‘’Ve    gönül  Tanrısına der  ki:

— Pervam yok verdiğin elemden:

Her mihnet kabulüm, yeter ki

Gün eksilmesin penceremden!’’

Ve   biraz   da   Cahit  Sıtkı   demek,  Abbas  demek  bence. Kim bilir kaç yüz  kere   okudum  bu  şiiri ve  her  okuyuşumda   tıpkı   şiiri   gibi,  nev-i şahsına münhasır  hikayesini   de  hüzünlenerek  hatırladım. İçimi   her  defasında  acıtacağını  bilerek.

Cahit Sıtkı askerliğini yedek subay olarak yapmak üzere birliğine gider. O yıllarda yedek subay sayısı az olduğundan her  yedek subaya emir eri verilmektedir. Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini ister. Sırayla isimlere   bakmaktadır  bir isim dikkatini çeker. Abbas  oğlu Abbas. Sakat, çolak eli yüzünden çürüğe ayrılmış biridir Abbas. Talim bitiminde askerin yanına gönderilmesini ister. Öğle saatlerinde kapı çalınır. Karşısında civan mert yiğit biri selam çakıp:

-Abbas oğlu   Abbas. Emret  komutanım,   der.

Aralarında söyle bir konuşma geçer.

-Nerelisin?

-Memleket Mardin, kaza   Midyat komutan.

-Sen benim emir erim olur musun?

-Sen bilir komutan!

Askere eşyalarını toplamasını söyler ve kendi evinin altındaki boş yere taşınmasını ister. Zamanla askerin zekiliği ve sıcakkanlılığından etkilenir. Abbas her sabah erkenden kalkar, Cahit Sıtkı ‘ ya kahvaltı hazırlar. Öğle yemeğini sormadan hazırlar. Tüm ihtiyaçlarını karşıdan bir istek gelmeden düşünüp yerine getirir.  Erkenden kalkıp Cahit Sıtkı’nın kıyafetlerini ütüler hazırlar ve evin temizliğini yapar.  Zamanla aralarında komutan asker ilişkisinden daha güçlü bir dostluk bağı oluşur. Bu saf ve temiz Anadolu çocuğundaki sadakat ve temiz yürekten etkilenmiştir Cahit Sıtkı. Zaman zaman karşısına alıp dertleşir ve bu Anadolu çocuğunun ruhunda gizli şeyleri keşfeder.

Akşamları   en  güzel  yemekleri  hazırlar Abbas. Aralarındaki duygu bağları güçlenir. Böyle bir keyifli  akşamda   Cahit Sıtkı sorar:

-Sen İstanbul’u bilir misin Abbas?

-Bilir komutanım.

-Orda bir Beşiktaş var bilir misin?

-Bilir komutan! Ben orda acemi birlikteydim.

-Orda benim bir sevgilim var. Sen kaçırıp onu bana getirir misin?

-Elbet komutan!

Sabah olur Cahit Sıtkı bakar ki   Abbas yeni asker kıyafetleri  giymiş, tıraş olmuş, hazırlanmış. Cahit Sıtkı sorar:

-Hayırdır Abbas neden böyle hazırlık yaptın?

-Ben İstanbul’a gidecek komutan!

-Ne yapacaksın sen İstanbul’da?

-Sen söyledi bana. Ben gidecek sana  sevgiliyi   getirecek!

Gözlerindeki hüznü ve gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönüp kapıyı çarpar ve çıkıp gider Cahit Sıtkı. Fakat bu mert askerin, yüreği sevgi dolu Anadolu çocuğunun samimiyeti ve sıcaklığından duygulanır.

Akşam olur. Ağaç altında rakı sofrası  kurdurur  ve Abbas’ı  karşısına oturtur. Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı o meşhur şiirini kağıda   döker:

Haydi   Abbas, vakit tamam;

Akşam diyordun işte oldu akşam.

Kur bakalım çilingir soframızı;

Dinsin artık bu kalp ağrısı.

Şu ağacın gölgesinde olsun,

Tam kenarında havuzun.

Aya haber sal çıksın bu gece

Görünsün şöyle gönlümce.

Bas kırbacı sihirli seccadeye,

Göster hükmettiğini mesafeye

Ve zamana.

Katıp tozu dumanı,

Var git,

Böyle ferman etti Cahit,

Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan

Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

 

Bu  şiiri  okuduktan  sonra   keşke  hep  yazsaydı   olmasaydı  vakit  tamam,  dediğim  çok olmuştur  ve aklımdan  hep   şu  soru  geçmiştir:   Abbas’ın  bu  şiirden  haberi  olmuş  mudur   acaba?

Üstüne   daha   bir şey söylemeye   gerek  yok  kanaatimce.

Kim    bilir  belki   de   ‘’Haydi  Abbas,  vakit  tamam ‘’ dediği  kendi  ömrünedir,  46  yaşında  vefat  ettiği  düşünülecek  olursa…

 

 

 

Bu yazı 15232 defa okunmuştur .

Son Yazılar