YÜZE DOST KALPTE DÜŞMAN
Hanife Özel

Hanife Özel

YÜZE DOST KALPTE DÜŞMAN

24 Şubat 2016 - 13:46

''Marifet  iltifata  tabidir.''  demiş  büyükler. Doğruluğuna  hiç  zerre  kadar  şüphe  etmediğim  bu  söze  bir  ekleme  yapmak  istiyorum: '' Marifet  iltifata  tabidir  amma  o  iltifatı  yapacak  da  marifetli  yürek   gerek  insanoğluna.''

Divan   edebiyatında  Ziya Paşa'ya  ait  şöyle  bir  beyit  vardır:

Erbâb-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar / Rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan

Anlam  olarak , noksan olan (cahil kişi), kemâl ehlini (ilim sahibini) çekemez. Öyle ki yarasanın gözleri de ışıktan (aydınlıktan) rahatsız olur.

Şöyle  bir  bakalım  çevremize, hangi  alanda  olursa  olsun, kim nerede   bir   başarı  göstermişse, ya  da  başarı  basamaklarını  yavaş  yavaş  tırmanmaya  başlamışsa - hele   bir  de  bugünün  tabiriyle- birkaç  yönlüyse, vay  haline!  Meyveli  ağacı  taşlarlar  misali, hemen  kem  gözler, o  insanı  yiyip  bitirmeye  başlar.

 İlk  önce  o  insanı   takdir  edermiş  görünürler, daha  sonra  da  arkasından dan  bir  ton  eleştiriyle  saldırıya  geçerler. Karalamalara, yaptığınız  işi  küçümsemeye  başlarlar. Sizin  olmadığınız   meclislerde, her  fırsatta  gıyabınızda  olumsuzluklarınızı, zaaflarınızı  dillendirmeye  başlarlar. Düşmanın  en  büyük  hüneri  zaten dost  görünmesidir. Siz  hala  o  kişiyi  kendinize  dost  bilirsiniz. Ama  hiç kimse  gerçek  düşüncesini  sonsuza kadar saklayamaz. Hele   bakışlar ,  her  şey  yalan  söylese  de   onlar  asla  yalan  söyleyemezler. Eninde  sonunda   o  insan  bir  yerlerde  kendini  ele  verir. Neticede   bir  gün  bakarsınız  ki  sizi  o  güne  kadar  desteklemiş , takdir  etmiş   olan  o  kişi, birden  düşmanınız  kesilmiş, sudan  bir  bahaneyle  aranızdaki  arkadaşlığı, o  güne  kadar  olan  hukukunuzu   bitirivermiş. Hatta  bu  da  yetmiyormuş  gibi   sizin  bulunduğunuz  ortamlarda  yandaşlarıyla  birlikte  ,manalı  bakışlarıyla  sizi  rahatsız  etmeye çalışırlar, dışlayarak  yok  saymaya , sizi  ve  sizin yaptığınız  işin  değersiz  olduğuna  inandırmak  isterler.

''Yok  artık, daha  neler.''  dediğinizi  duyar  gibiyim. İtimat   buyurun  ki  bu  tür  insanlar  var. Görüyoruz,  duyuyoruz  ve  şahit  oluyoruz   bu  tür  insanlara.

Bir  de   olayın  şöyle  bir  yönü   var  onu  da  yazalım. Bu   insanlar  başınıza  olumsuz  bir  şey  geldi   mi  sevinir. Dostunuz  ''Ah''   çeker, o  tür  düşmanlarınız    da  ''Oh''  çeker  gizli  gizli....Yalnız  siz  bu  başınıza  gelen  sıkıntıdan   dolayı    yılmayıp,  hayata  meydan  okumaya   başladığınızda, başarı  yolundaki  adımlarınıza  devam  ettiğinizde,  yenilmediğinizde   bu onları  daha  da  kahreder. Yok   olduğunuzu   mahv  u  perişan  olduğunuzu  bilmek,  gözyaşlarınızı  görmek   isterler.

Bir   türlü  hazmedemediği  o  insanın  hünerleri,   başarıları  aklına  gelince;  o kişinin   başına  gelenleri  hatırlayarak   bir  nebzecik  de  olsa  rahatlamaya  çalışırlar. Bu  da  onların  egolarını  biraz olsun  tatmin  eder. Ama   kendilerini  ne  denli  kandırdıklarının  hiç  farkında  değildirler. Böyle  insanlar  hayatımızın kalitesini  de  düşürürler. Ne  garip  değil mi? İnsana   yönelik  ezberimiz  bozulmuş  durumda  maalesef.

Eğer   ortada bir  hüner, bir  başarı   varsa  neden  onu  insanoğlu  baltalamaya , yok  edip  yıkmaya  çalışır  ki ?  Güneş  balçıkla  sıvanır  mı?  Kısacası   bu  konunun  özü  ve  özeti  nedir ? Cevabı  kendi  içinde. Bunun  tek bir  sebebi  vardır  o  da  kıskançlık!  Çünkü   o   insanda  o meziyetler  yoktur. Size  karşı  olan  gizli  hayranlığını  bu  şekilde  gösterir. Kim   demiş  kalbin  hastalığı  şeker, kolestrol   diye?  Kalbin   hastalığı, ayıbı  asıl  budur: Hazımsızlık, düşmanlık, kibir, bencillik, kıskançlık, emeğe hürmet etmemek, vs. Tekrara  düşmek  pahasına  da  olsa  yine  söyleyelim: ''Marifet  iltifata  tabidir.'' İtiraf   etmeliyim  ki  marifet   de  bilinmek  ister.

Asıl  mesele  nedir  o  zaman ? Asıl  mesele   dostunun  başarısına  sevinebilmek, onun  başarısını  kendi  başarısı  gibi  görebilmek , gösterebilmek  ve  onu  takdir  etmektir. ''Allah  muvaffakiyetini   arttırsın, ne  güzel  işler  yapıyor. '' diyebilmektir. Geçenlerde bir  yerde okumuştum  diyordu  ki: '' Duanın  kabul  edilmesini  istiyorsan, başkaları  için  dua  et.'' Bana   kalırsa   insanoğlunu  değerli   yapan  hususiyetlerden   biri  de  budur. Bunu   yapabildiğimiz  zaman  o  oranda  biz  insanız. Eğer  bu  dünyada  bir  yerimiz  varsa , her  şey insanca, ahlaki  olduğu  sürece  vardır.

Artık   konuyu  bağlayalım  ve  bitirelim. Hayatta  hiç  kimsenin  mutluluğuyla  mutsuz, mutsuzluğuyla  mutlu  olmamalıyız. Hatta  duamız  da  şu  olmalı:' 'Allah 'ım,  benim  mutluluğumla  mutlu  olanların,  sen  mutluluğunu  daha  da  çok  arttır. '' Kulağımıza  sallanmalık  küpe  olması  gereken, değişmez   kadim bir  kural  daha  size: Tevazu yüceltir, kibir  düşürür, gurur  aldatır, haset  bitirir.  Kalbi  en  çok  da   kıskançlık  mahveder, perdeler. Allah    da  zaten  hasetçileri   sevmez. 

Dünyadaki  en  huzursuz  insan  da  kalbinde en çok  kin ve haset tutan insandır.  Ben   teselliyi   yine  de   şurada  buluyorum:

''Düşmanın  gözünde  hüner  en büyük  kusurdur.'' (Sadi -i   Şirazî)

 

Bu yazı 17537 defa okunmuştur .

Son Yazılar