ÇOBAN ZİHNİYETİ
Melike Al

Melike Al

ÇOBAN ZİHNİYETİ

31 Mayıs 2013 - 17:29

  yazıyorum, yazıyorum ama banamı sın diyen bir Allahın kulu yok,Eleştiriye gelince ahkam kesen çok  ne güzel demiş oya baydar Özellikle Başbakan ''Erdoğan’da belirginleşen bu yeni toplum mühendisliği ve vesayet anlayışı, toplumu güdülmesi gereken sürü, kendini de çoban gören; çağdaş devlet yönetimi, paylaşımcı demokrasi, inanç özgürlüğü, başkalarının yaşam biçimlerine saygı gibi kavramlarla alâkası olmayan; dinî muhafazakârlığın imam anlayışı, padişahların kulluk anlayışıdır. Başkan babamız, çobanımız tabii ki bizim iyiliğimizi gözeterek (!) bize nasıl yaşamamız, nasıl düşünmemiz, nasıl davranmamız gerektiğini vaaz eder. En doğru inanç, en doğru yol onunkidir. Herkesin bu yolu izlemesi gerekir. Nasıl yaşayacağımıza, bizlere neyin yararlı neyin zararlı olduğuna, kaç çocuk doğurmamız, nasıl davranmamız gerektiğine, ne yiyip içeceğimize, vb. karar veren odur.'' demiş.kalemine sağlık oyanın Ama hop dedik! Bölük dur, Rizeli Recep sen de dur. Geçmişte, apoletli apoletsiz başka çobanların sizin inançlarınıza, yaşam biçimlerinize müdahale etmelerine, sizleri ve bütün halkı koyun saymalarına, iktidarınızı engellemek için darbeler, komplolar düzenlemelerine karşı çıkanlardanım. Mağdur olduğunuz dönemlerde hak ve özgürlükleriniz için yanınızdaydım, bu yüzden de şimdi alnım ak, komplekssiz konuşma hakkına sahibim. O günlerde, “Ama onlar iktidara geldiklerinde senin özgürlüklerine, senin yaşam biçimine saygı göstermeyecekler”, diyenlere, “Mümkündür, ama gerçekten demokratsak, herkes için adalet ve özgürlük istiyorsak, darbecilerin, vesayetçilerin toplumun bir kesimini mağdur etmelerine izin vermemeliyiz. Gün gelip de yeni muktedirler benim inanç ve düşünce özgürlüğüme, yaşam biçimime müdahaleye yeltenirlerse, bu defa onlara karşı mücadele ederiz,” diyordum. Bugün de aynı şeyi söylüyorum. Mağdurların hak ve özgürlüklerini korumak, kendi hak ve özgürlüklerimi, kendi inançlarımı veya inançsızlığımı, kendi yaşam biçimimi korumaktan vazgeçmek anlamına hiç gelmiyor   Anayasaya vicdan hürriyeti, inanç hürriyeti yazmakla bitmiyor bu işler. İnanç ve vicdan hürriyeti demek kişinin inancı doğrultusundaki yaşam biçimine müdahale edilmemesi demektir. İsteyenin rakı, isteyenin ayran içmesine; isteyenin örtünüp isteyenin açılmasına, isteyenin istediği cinsel tercihte bulunup bedenini istediği gibi kullanmasına devletin karışması değil, karışılmaması için müdahil olması demektir. Sizin inancınız içkiyi haram sayabilir, kadınların örtünmesini emredebilir, kadınla erkeğin toplum yaşamında eşit olmasını, birlikte görünmelerini, birlikte eğlenmelerini sakıncalı görebilir, vb... vb... İnancınıza, yaşamınıza, ahlâk anlayışınıza -doğru bulmasam da- saygılıyım, karışma hakkını kendimde görmem. Karışmaya kalkışanlara karşı yanınızda yer alırım. Ama sizin inançlarınızın gereklerini, yasaklarını kabul etmeye, sizin tasavvurunuza göre yaşamaya hiç mecbur değilim. Topluma karşı bir suç işlersem, cezası mevcut yasalarda yazılıdır. Çevreyi rahatsız edecek kadar aykırı davranışlarım olursa toplumun ayıplaması veya dışlaması ile karşı karşıya kalırım. Devletin/  iktidarın görevi kamu düzenini, herkesin özgürlüğünü, herkesin kendi doğru bulduğu şekilde yaşamasını sağlayarak korumaktır. Bunun için belli konularda özendirici olunabilir, ama yasaklayıcı olunamaz. Yasaklayıcı olunduğunda rejimin adı değişir.   “Ben, ben” diye konuştuğuma da bakmayın, size haber vereyim ki ben milyonlarım, bu toplumun en az yarısıyım. Sufî geleneğin derin izlerini barındıran, neoliberal urba kuşanmış muhafazakâr siyasal “İslamcılığın” değil gönül Müslümanlığının yurdu olan bu topraklarda, insanlar toplum mühendislerinin kendi projeleri çerçevesinde biçtikleri gömlekleri giymekten bıkıp usandılar. Her kesimden fanatikler ve muktedirler bir yana, bu toplumun çoğunluğu: inançlısı, inançsızı, artık Onuncu Köy’de buluşmak, huzur içinde özgürce yaşamak istiyor. Ben inançlı dostumun iftar masasını o benim çilingir soframı aynı yürek genişliğiyle hazırlayabildiğimizde; ben inananların inanç özgürlüğü için, onlar benim inanmama özgürlüğüm için bütün muktedirlere ve diktatörlere karşı ortak mücadele edebildiğimizde, işte o zaman bu ülkeye gerçek barış gelecek.   İçki, alkol tabii ki sadece sembol, sadece mecaz. Anlayana bayram, anlamayana ayran. Bu topraklarda yaşayanlar yüzyıllardır suyu yoğurda katıp ayran yapmayı da rakıya katıp bayram yapmayı da bildiler. Yine bileceklerdir.  

Bu yazı 2827 defa okunmuştur .

Son Yazılar