Savaşın Getirdikleri
Melike Al

Melike Al

Savaşın Getirdikleri

06 Eylül 2013 - 15:18

Amerika yıllar önce Iraka girdiğinde geriye sadece,Yağmalanmış şehirler, yağmalanmış doğal kaynaklar ve yağmalanmış hayatlar bıraktı.

Binlerce ölü, yerinden yurdundan sürgün edilmiş binlerce insan. Yoksulluk, yalnızlık, hastalık, korku, nefret, travma. Bugün hâlâ, onlarca insanın ölümüne neden olan çatışmalar ve kalıcı düşmanlık kaldı.
Yaşanan onca trajediden sonra, işgal için ileri sürülen nedenin “Saddam’ın kitle imha silahları var” iddiasının doğrulanamaması oldu.“Bizim hatamız demokrasi istemeyen bir halka demokrasiyi dayatmaktı,” diyen işgalcinin kabahati özründen büyüktü

 Peki ya Bizler, kendisini kurtarıcı ilan eden işgalci bir iktidarın gölgesinde hangi bedeller karşılığında sessiz kalırız?Ne uğruna işgalciden yana oluruz?
Başbakan Erdoğan, Suriye’ye müdahale için Amerika’ya yol gösteriyor; “24 saatte uğra çekil, olmaz. Kosova’da biliyorsunuz mücadele 78 gün sürdü. Ondan sonra iş temizlendi.”
Başbakan için ‘savaş’ bir temizlik işi. Kendinden olmayanı, varlığını onaylamadığını silip süpürmek, kazımak, yok etmek istiyor.
Aylardır savaşın taşeronlarına -kiralık katillere- temizlik malzemesi yetiştiremediği bir komşu ülkenin kaderi ile oynuyor. Ve başkanın yandaşları
Hep daha fazlasını istiyorlar.Çivi çiviyi söker deyip, acıyı acıyla bastırmak, kanı kanla yıkamak istiyorlar.

 Peki ama Neden?
Çünkü ‘tayyip bey’ öyle istiyor.  
“Ahlaki ve insani bir görev olarak insanı yaşatmak, ölümleri sona erdirmek için” diye açıklıyorlar.
Onlara göre bunun adı, mazlumdan yana olmak. Bunun adı, yaşatmak.
Bana göre bunun adı; gözü dönmüş fanatikleri, kiralık katilleri silahlandırıp, halkları kendi topraklarında kana ve ateşe boğmaktır.
Bunun adı, hiç bir insani kaygıya kapılmadan “Benim tarafım kazansın da diğerleri ne olursa olsun,” diyebilmektir.
Neden?
Çünkü uzlaşma istemiyorlar. Çünkü ‘muhalifler kazansın’ istiyorlar. Zalimlerden zalim beğenelim istiyorlar.
Suriye’de iç savaşın başladığı günden bu yana yüz binden fazla insanın öldüğü, iki milyondan fazla insanın göç etmek zorunda kaldığı biliniyor.
Uluslararası camiada, savaş silahları arasında, ‘kimyasal’ olanların diğerlerinden apayrı bir yeri var. Onca ölüm, katliam arasında, bir tek ‘kimyasal silahlar’ kullanıldığında yerlerinden zıplıyorlar.
Neden? Çünkü kimyasal silahlar ‘kırmızı çizgiler’i ihlâl ediyor; üretirken değil, satarken değil ama kendi bilgileri dışında kullanılırsa sorun çıkıyor.
Satın al ama kullanma. Öldür ama kimyasal silahlarla değil.
Neden? Çünkü kimyasal silah kullanımının aynı zamanda kendi ulusal güvenliklerini de tehdit ettiğini düşünüyolar.
Çünkü ‘kimyasal silahlar’ üreticileri başta olmak üzere, tüm dünya devletlerinin en çok sevdiği, en çok sahip olmak istediği -ki fazlasiyla da sahip oldukları- ve sahip oldukları oranda da kendilerini ‘güvende’ hissettikleri ölümcül oyuncaklar.

Bir savaş anında “işi kökten temizlemeye” en uygun olanları.
Öyle, sinekler gibi öldürüvermek insanları. Çocukları uykularında zehire boğmak, ciğerlerini sökmek, nefeslerini kesivermek bir çırpıda.
Sonuç, yine “bir sürü çocuğu öldürdüler.”
Biz, çocukların nasıl bir hesaplaşmaya kurban gittiklerini değil ama yapanların kim olduğunu çok merak ettik günlerce.
Kimyasal silahları kim kullandı? Kimin eli daha güçlü? Kim daha acımasız? Kimin nefreti daha zehirli? Kimin öfkesi daha yakıcı?
Öldürülen çocuklar için fark ediyor mu?

ABD’nin, kimyasal silahları kullanan taraf olduğundan kesinlikle emin olduğu Esad, bundan dört ay önce de Banias’da çocukları katletmedi mi?
Savaşın başından beri ÖSO ve El Nusra’nın radikal islamcı ‘vahşi’ çeteleri, onlarca çocuğu katledip, onlarcasını kaçırmadı mı?
İki yıldır yaşanan bunca trajedi, kabul edilebilir sınırlar içinde mi kalıyordu? Batı’nın güvenliği için yeterince tehdit oluşturmuyor muydu?

Türkiye, tüm sınır boylarını sırf muhaliflere destek olmak için -giriş çıkışları kolaylaştırmak, açıkça verdiği desteği muğlaklaştırmak- sonuna kadar açtığında; Siera’nın katili bile elini kolunu sallayarak sınırdan geçip ‘cihat ile aklanmaya’ gittiğinde her şey çok mu kabul edilebilir görünüyordu?
Tabiki değil zaman çıkar zamanı ,zaman güçlünün güçsüzü ezdiği zaman oldu
Suriye’deki iç savaşın ‘bir tek politik süreçlerle çözülebileceğine’ inandığını söyleyen, ancak Esad’a, bir daha kimyasal silah kullanmaya teşebbüs etmemesi için ‘çok net bir mesaj’ göndermeye hazırlanan Amerika, bugün yarın Suriye’yi vuracak..
Bütün bunlardan sonra Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ‘baş azmettirici’ olarak insanlık tarihine geçecek.
Tarih ‘Ustanın Hikâyesi’ni bir de böyle yazacak.Çünkü bu karanlık tablonun içinde Türkiye’nin durumu en az Suriye’ninki kadar hazin.

Daha en başından beri Türkiye’nin, Suriye savaşının bir ‘tarafı’ olarak Esad’a karşı savaştığını bilmeyenimiz var mı?
Ölen yüz binden fazla insanın içinde kaç tanesinin öldürülmesine aracılık ettik?
Savaş bölgesinde, kaç erkek bizim aracılığımızla işkence gördü, kaç kadın tecavüze uğradı, kaç çocuk evinden, geleceğinden, ailesinden ve hayatından oldu da, yetmedi?Kendilerini canhıraş sınırın bu tarafına atan binlerce mültecinin, kadının ve çocuğun bizim topraklarımızda yaşadığı dramdan haberimiz var mı?
Savaştan söz ediyoruz.

Nerede okuduğumu hatırlamıyorum, Lübnan iç savaşından önceki ‘güzel’  zamanlardan bahseden bir adam şöyle diyordu “Ne zaman umut bitti, o zaman savaş başladı. Savaş umutsuzluktan çıktı...”
 

Bu yazı 5701 defa okunmuştur .

Son Yazılar