Aktütün Çiçeği\'ne Ağıt!
Semanur Sönmez Yaman

Semanur Sönmez Yaman

Aktütün Çiçeği\'ne Ağıt!

17 Ekim 2008 - 12:17

Kulaklarımda yankılanıp duruyor.

“ŞİMDİ DİĞER ÇOCUKLAR GİBİ MUTLU MUSUN SEN DE?”…

Soruyu soran bir muhabir...

Karşısında 10 yaşında bir çocuk, Aktütün’de yaşayan ve saldırıdan sonra gündeme gelen kız çocuğu var.

Mağazadan alınan birkaç parça kıyafetle mutlu olması beklenen Çiçek

İzlemeyenler için baştan anlatayım.

Aktütün’e düzenlenen saldırıdan sonra, bölge halkının can güvenliği gündeme geldi. Kameraların çevrildiği Aktütün’de bir kız çocuğu, daha önceden hazırlanan mermileri eline alarak, “bunlar bizim kalemimiz” dedi, eğitimdeki aksaklıklardan yakındı.

Hepimizin yüreği cız etti.

Kendi çocuklarımın yerine koydum O’nu. “Keşke O da en iyi eğitimi alabilse. Keşke kurşun ve patlama sesleriyle uyanmasa hiçbir sabah” dedim içimden.

Çok geçmeden Çiçek bir televizyon kanalının konuğu olarak İstanbul’a geldi.

Aktütün’de şartların mağdur ettiği Çiçek, İstanbul’da raiting canavarlarının kurbanı oldu.

Sırf doğulu olduğu için, İstanbullu zengin ailelerin çocuklarıyla aynı alışveriş merkezlerinden giyinmediği, aynı sağlıksız fast foodlarla beslenmediği için “sirk maymunu” gibi davranıldı O’na.

Attığı her adım kameralara kaydedildi, hamburgerini acemice yemesinden, atlıkarıncada başının dönmesine kadar her saniyesi şefkat gösterisi formatında ekrana getirildi. Ve o soru tekrarlandı durdu…

“MUTLU MUSUN?”

Alınan her hediyeden sonra tekrar ve tekrar diğer çocuklar gibi mutlu olup olmadığı soruldu.

“ARTIK MUTLU MUSUN ÇİÇEK?”

“DİĞER ÇOCUKLAR GİBİ MUTLU MUSUN ŞİMDİ?”

Sanki mutluluk parayla satın alınabilen, birkaç saniye içinde elde edilebilen bir şeymiş gibi…  Ve renkli kıyafetleri, sağlıksız yiyecekleri olmayan çocukların tamamı mutsuzmuş gibi… Hatta daha da ileri gidildi. Çiçek’in Aktütünlü olmasından yola çıkılarak kendisine bu güne kadar ailesinden başka kimsenin değer vermediği ima edildi.

Bir grup insanın mutluluk kriterleriyle bütün Türkiye’nin önünde yargılandı küçük kız…

Antropologların tesadüfen bulduğu bir ilkel kabile insanı, hatta bir uzaylı gibi davranıldı Çiçek’e…

O’nun da bizim çocuğumuz, bizim insanımız olduğunu unuttular O’nu İstanbul’a getirenler…

Ya da yükselecek raiting rakamları ve onların getireceği paralar daha önemli geldi yöneticilere…

Belki gerçekten şaşırtmıştır Çiçek onları…

Öyle ya! Güneydoğu’nun en uç noktasında doğup büyüyen bir kız çocuğu zeki olabilir mi hiç? Zekâ büyükşehirlerde bilgisayar başında oturan çocuklara özgü bir haslet oysa.

Nasıl olur da, annesi-babası Kürtçe konuşan bir kız bu kadar anlaşılır Türkçe konuşabilir? Televizyonun girmediği köy, dil öğretmediği insan var sanki.

Bu kadarla kalsa iyi…

Çiçek ekrana gelirken farklı müzikler seçildi.

Doğudaki evini gösterirken “Asmalı Konak”, İstanbul gezilerine “Bir İstanbul Masalı” dizi müzikleri eşlik etti.

“Bir masal dünyasına taşıdık Çiçek’i” mesajı verildi izleyiciye…

Haklı bir mesaj…  

Çiçek bir İstanbul Masalı\'nın başrolünde oynadı gerçekten. İki gün prenses muamelesi gördü.

Sonra masal yarım kaldı, Çiçek köyüne geri götürüldü, sabahları mermi sesleriyle uyanmaya kaldığı yerden devam etmeye başladı.

Giderken bir düzine hatıra ve mutluluğa dair yanlış bilgiler götürdü yanında.

Kurşun sesleri ve patlamalarla bozulan psikolojisi,  İstanbul masalına duyacağı özlemle biraz daha bozulmaya aday hale geldi.

Ne acı…

Umarım verilen sözler yarım kalmaz, istediği eğitimi alır ve hayalindeki beyaz önlüğü giyer Aktütünlü Çiçek…

O’na hayır dua etmekten başkası gelmiyor elimden.

 

 

 

Bu yazı 7622 defa okunmuştur .

Son Yazılar