\'Ayranımız Yok İçmeye\'
Semanur Sönmez Yaman

Semanur Sönmez Yaman

\'Ayranımız Yok İçmeye\'

12 Haziran 2008 - 17:34

Filmin adı: “Ayranımız Yok İçmeye”


Konu: Ekonomik krizin Türkiye yansımaları


Oyuncular: Sevgili “Yurdum İnsanı”

Bölüm: 1


İki kadın sohbet ediyor durakta, sesleri araç seslerini bastırmak için en yüksek ayarda. Çocuklar ortak dert, okullar para tuzağı. “Temizlik parası, gezi parası, fotokopi parası. Hiç bitmiyor” diyor genç olan.


Sıra diğerinde. \"Büyüyünce daha zor. Üçü de genç artık, sebze beğendiremiyorum, et almaya paramız yok, isteklerine bir türlü yetişemiyoruz\"… Konuşmayı cep telefonunun zili kesiyor. Kadın son model kameralı telefonuyla konuşmaya başlıyor, diğeri can sıkıntısıyla başörtüsünü düzeltiyor. İpek başörtüsü sezon ürünü, markasını yazmıyorum reklam olmasın. Fiyatını biliyorum ama: 98 YTL.


Okula verecek para yokmuş, eve et girmiyormuş kime ne…


 


Bölüm:2


İstanbul’un göç alan ilçelerinden biri. Köyden göçeli 10 yıl olmuş aile. Taşın toprağın altın olmadığını öğreneli yıllar geçmiş yani. Delikanlı 18’inde. Lise 2’den terk. İş yok malum. İş var da, beğenen yok. Masa başı olmalı alacağı teklif, üzerinde takım elbise, önünde bilgisayar. Bir grup gencin “chat” yapma aleti sandığı teknoloji harikası hani. Yorucu olmamalı, hafta sonu çalışmamalı… Fiyakası asla bozulmamalı… Dünya görüşü ortada; “babalar hamallık yapabilir, yakışıklı gençler asla”…


 


Bölüm:3


Bu kez mekân benim evim. Kapı çalıyor, sima çok tanıdık. Gün boyu kapı önünde çay içip çene çalan kadınlardan. İki gözü iki çeşme başlıyor anlatmaya… “350 milyon kira veriyoruz, eşimin maaşı 450 milyon. Çocuklarım aç kaldı, köye gönderdim anneme. Evde tuz bile yok. Dokunsalar ağlayacağım.” İş istiyor kadıncağız. Benden küçük belki yaşı, genç, sağlıklı… Söz veriyorum, iş arayacağım. “Düzenli iş bulana kadar, temizliğe gel” diyorum. İhtiyaçtan değil, “utandırmadan para vermek” amacım. Çarşamba günü gelecek. Evim temiz aslında. Ufak tefek işler var. Bekliyorum, gelmiyor. Saatler geçiyor, kadın yok! Ev telefonunu arıyorum, açan yok. Üç gün sonra parkta çay içerken göz göze geliyoruz. Gözlerini kaçırıyor. Kendi kendime soruyorum. “Ne zaman alın teriyle çalışmaktan utanır olduk? Ne zaman tembelleştik bu kadar?”


 


Bölüm:4


Genç kız oturduğu kenar mahallenin çamurlu yollarında salına salına yürümektedir. Bütün yaşıtları gibi görünümüne elinden gelen özeni göstermiş. Saçlar jöleli, tırnaklarda beceriksizce yapılmış Fransız manikürü. Tek başına 7 nüfusu doyurmaya çalışan işçi babanın kızı O. Evindeki durum malum. Ay sonunu getirmek için çabalayan babası, küçük paralarla parça başı iş yapan annesi çok tanıdık. Hepsinden daha tanıdık olan, çalan cep telefonu. Kızımız ikinci el telefonunu çıkarıyor, gelen sadece mesaj. “Nbr” yazmış bir sokak ötedeki arkadaşı, cevap yazıyor hemen “iyi”. Hayatında hiç para kazanmamış kızımız babasının alın terini, “iyi” yazmak için nasıl da hoyratça harcıyor. Sadece O mu? O’nun yaşındaki onbinlerce genç her gün telefon şirketlerini zengin etmek için çabalayıp duruyor. Evde ekmek yokmuş, kimin umurunda…


 


Bölüm:5


İstanbul’da bir çay bahçesi. Ahşap masalarda ekose örtüler. Manzara fena değil, karşıda artık kokmayan Haliç, yabancıların deyimiyle “Golden Horn”! İki çay içmek amacımız, sevgili arkadaşım Çiğdem yıllar sonra Kanada’dan döndü çünkü. Eski günleri hatırlayacağız birlikte. Ama ne mümkün. Çay bahçesinde yer yok. 500 kişi aynı anda Haliç’e nazır çay içiyor. Bir süre ayakta bekliyoruz. Sonunda bir masa boşalıyor, “Oh be” diyorum. İstanbul trafiğinden ve bu kadar beklemeden sonra iyi gelecek iki çay. Mönüyü açıyor Çiğdem ve şoke oluyor. Çay 1.5 YTL mi? Bir buçuk milyon eski deyişle… Ben alışkınım, İstanbul için ortalama bir çay ücreti. Kahvede 400, boğaza nazır çay bahçelerinde 5 milyon bir çay. Bizim rahatlığımız kalmamış Çiğdem’de. Kimliğinde T.C. yazsa da ruhu sosyal devlet vatandaşı olmuş. “Kimse çay üzerinden rant sağlayamaz. Kanada’da en lüks yerle en sıradan cafe arasında çay ücreti ancak kuruş oynar” diyor, başka şey demiyor.


Ve sonraki cümlesi,  “Kalk, eve gidiyoruz”. “Ama, bu kadar çile, kalktık, geldik, otopark ücreti vs.” Bizim kız kararlı, “Kalk gidiyoruz, bu kadar enayi yerine koyulamaz insan, maliyetinin 10 katına çay içecek değilim. Bir demlik çay demleyip, terasta içeriz…” Binbir zahmetle bulduğumuz masadan kalkıyoruz. Biz ayrılırken, sıra bekleyen üç kişi, 1,5 YTL’ye çay içen 500 kişiye ekleniyor. Masa buldukları için sevine sevine.


Ekonomik kriz varmış!


Kime ne…

Bu yazı 2922 defa okunmuştur .

Son Yazılar