Barış Ödüllü Katil!
Semanur Sönmez Yaman

Semanur Sönmez Yaman

Barış Ödüllü Katil!

01 Şubat 2009 - 17:43

Tarihi gecenin üstünden günler geçti.

İlk heyecan, alkışlar, zafer çığlıkları, gözlerden yansıyan korkular ve ışıltılar makul bir seviyede seyretmeye başladı.

Erdoğan’ın kimine göre “dik” duruşu, kimine göre “sert” çıkışı, geçen birkaç günde safları belirlemede en etkili turnusol kâğıdı vazifesi gördü.

Özelde Gazze’de yaşanan katliam, genelde Filistin meselesi üzerine görüş belirtmekten çekinenler, Davos eleştirileriyle gerçek düşüncelerini net bir şekilde ortaya koydular.

Kimin Peres’ten daha çok İsrail yanlısı olduğunu, kimin siyasi kimliğini bir kenara bırakarak Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim ettiğini anlamak için birkaç gün haberlere şöyle bir göz gezdirmek, çok okunan köşe yazarlarını takip etmek yetti de arttı.

Şimdi saflar daha net.

Meydandan; Siyonist zihniyetin “öldürmeyi çok iyi bildiğini” kabul edenlerle, aynı zihniyetin “masum çocukları öldürmesine taş duvardan daha kayıtsız duranların” oluşturduğu iki farklı ses yükselmekte.

Başbakan’ın Davos tavrını eleştirenlerin, sadece bir siyasi liderin siyasi üslubuna tepki gösterdiğini düşünmek abartılı bir iyi niyet gibi geliyor bana.

Gördüğüm kadarıyla Türkiye’nin ezici çoğunluğu da aynı görüşte.

Yapılan anketler, internet sitelerindeki oylamalar ve köşe yazılarının altında uzayıp giden yorumlar Türkiye’nin artık yepyeni bir okuma gözlüğü edindiğinin göstergesi.

Yeni gözlüklerimizin camları turnusol kâğıdından…

Bazı yazarları okurken kırmızıya dönüşüyor.

Milletçe ödemek zorunda kalabileceğimiz bedellerden dem vuruyor bir kısmı.

Bir kısmı, dünyada nasıl yapayalnız kalacağımızdan…

Bu gidişle tek dostumuzun İran olacağı iddiası, yıllardır “Türkiye İran olacak” masalıyla zihinleri bulandırmaya çalışanların köşelerinde geniş yer kaplıyor, üstelik büyük puntolarla.

Bizi arkamızdan vuran(!) Arapların böyle büyük bir desteği hak etmediğini düşünenleri unutmamak gerek, Siyonistlerin sapladığı bıçağın kanı bugün bile sırtlarından sızdığı halde…

Özgürlüğü yalnız kendi hemfikirleri için hak görenlerin safında, bir milletin yok edilmemek için verdiği mücadeleye yer yok ne yazık ki…

Erdoğan’ın “one minute, olmaz, one minute” ifadesiyle hasta zihinlerinde açtığı yara, fosfor bombalarının Filistinli bebeklerin yüreklerinde açtığı yaralardan çok daha büyük görünüyor.

Neyse ki, gözlüklerimizi kırmızıdan maviye dönüştüren ifadeler çoğunlukta…

Dünya görüşlerindeki farklılığa rağmen, “helal olsun” diyenler…

Farklı siyasi kulvarlarda koşarken, rakibinin attığı adıma hasetle değil samimi bir iyi niyetle yaklaşanlar…

 “İyi bir başlangıç, keşke devamı da gelse” yorumları yapanlar…

Türkiye’ye ve dolaylı yoldan hepimize kesilebilecek en ağır faturanın bile, tek bir bebeğin canıyla ödediği bedelden daha ağır olmadığını, olamayacağını ısrarla vurgulayanlar…

“Yalaka” damgası yemeyi, yiğidin hakkını yemeye tercih edenler…

İki liste de uzayıp gidiyor.

Sokağın nabzı ise gazetelere yansıyandan daha hızlı atıyor.

Barış yanlısı gençlerin gündeminde şimdi Simon Peres’in sahip olduğu “Nobel Barış Ödülü” var.

Peres’in “barış” ödülünün geri alınması için imza topluyorlar.

“Gazze’yi denize gömeceğiz” diyen bir bebek katiline barış ödülü verilmiş olması da, dünyanın en garip ironisidir herhalde…

Bu yazı 5904 defa okunmuştur .

Son Yazılar