DOĞU\'NUN ANASI...
Semanur Sönmez Yaman

Semanur Sönmez Yaman

DOĞU\'NUN ANASI...

21 Temmuz 2008 - 10:40

Günün tam ortası. Güneş, çamurlu köyün yollarında biriken suları göz kamaştıran yaldızlara çeviriyor birer birer. Bölgenin aceleden-telaştan uzak havası damlardaki kadınların hareketlerinde hayat buluyor. Ağır çekim bir film izliyor gibi gözlerim. Kerpiç evlerin üstünde, köyün ve dağların soluk toprak rengine inat, rengârenk kıyafetli kadınlar çamaşır asıyor, akşamdan kalan yataklar toplanıyor.

Uzaktan zılgıt sesleri geliyor kulağıma… Ardından def başlıyor, belli belirsiz tempo tutuyor halaya… Köy düğününün son uzun havasına peş peşe patlayan silah sesleri eşlik ediyor. Uçsuz bucaksız ovayı aşıp Cudi’ye kadar uzanıyor sanki yankıları.

Kapı önünde küçük çocuklar. Biri ayağındaki kara lastiği otomobil yapmış oynuyor. Belki bir Mercedes, belki bir BMW onun için. Beyaz camın evlerine kadar getirdiği dünyada gördüğü, köy ağasının tozu toprağı katarak ilerlerken biraz mağrur, biraz acıma dolu bakışlar fırlattığı lüks aracı gibi. Küçük kızların evcilik malzemeleri hazır. Gazoz kapağından tabakları, dere kenarındaki kilden yapılmış tencereleriyle gerçek bir yuva kurmuş gibiler. Komşu ziyaretleri, yaramaz çocuklarını paylamaları, ellerindeki hayali fincandan yudumladıkları kahvelerle küçük kadınlar büyük tiyatro sahnesinde. 

Ve kadınlar. Çenelerini, alt dudaklarını mavi dövmeler süslüyor. En ağır yüklere koşulduktan sonra üzerlerine vurulan, ancak tabuta girerken kırılabilecek kurşun mühürler gibi... İpliği töreyle eğrilmiş, kara yazılarını gizlemek için yol kenarındaki çiçeklerin renkleriyle işlenmiş elbiselerini sürüyerek yürüyorlar yollarda. Eteklerin abartılı süslemeleri ibrişim ipliklerle tamamlanmış… Eflatun örtülerin altından sarkan saçlarını rüzgâr belli belirsiz savuruyor. Kadınla erkeğin tek ortak noktası pamuklu kumaştan dokunmuş bu eflatun renkli örtüler. Kadınları bakışlardan gizliyor, erkekleri güneşten tozdan koruyor. Üzerindeki beyaz işlemeleriyle yöresel bir bayrak sanki.

Adımlar sıklaşıyor. Köyün kadınları ve erkekleri, birbirleriyle konuşmadan aynı yöne yöneliyor. İstikamet, köy düğünü… Hevidar’la Mahmut’un düğününe davetli hepsi.

Gelin kız, gümüş simlerle işlenmiş beyaz bindallısıyla hayatının belki de tek ayrıcalıklı gününü geçiriyor. Yaşı henüz 15.  Büyük şehirlerdeki akranları OKS’ ye hazırlanıyor harıl harıl. Onların ellerinde mürekkep lekesi, Hevidar’ın ellerinde akşam yakılan kına… Pamuk tarlasında nasırlaşan uçları siyaha çalıyor parmaklarının. Bileğinden sarkan 22 ayar bilezikler güzelliğin ve gençliğin peşin ödenen bedeli. Gözlerinde simsiyah sürmeler… Ağır hareketlerle çeviriyor başını, bakışları ürpertici…. Delip geçiyor gözlerimi, sanki beynime ulaşacak ve düşüncelerimi okuyacak. Gülümsüyorum belli belirsiz. “Allah bir yastıkta kocatsın” diyorum sadece, anlayıp anlamadığını bilmeden dilimi. Farklı dünyalarda, farklı dillerin iki kadınıyız aynı odada buluşan.

Sonra sessiz birkaç saniye ve kapı önünde ardı ardına vuran davul. İlk zılgıtın peşinden birkaç adım atıyor herkes. Kadınlar, genç kızlar, erkekler ağır adımlarla halaya başlıyor. Le le Daye… Ve yine silah sesleri… Küçüklerde kuru sıkı, daha büyüklerde tüfek… Jandarma korkusuyla ateşlendikten hemen sonra apar topar gizlenen tabancalar…  

Yaşlı kadınlar merdivenlere, eşiklere, damların altındaki sedirlere oturmuş izliyor halayı. Genç erkekler ürkek, kaçamak bakışlar fırlatıyor gelinlik kızlara. Sevdalı gençler sırlarının açığa çıkması korkusuyla temkinli atıyor adımlarını. Birbirlerini görmezden geliyorlar, yüzlerinde en umarsız maskeler.

Ve erkekler. Hayatın kimi zaman sırtlarını sıvazladığı, kimi zaman da babanın, ağanın ezdiği, törelerin sevdiklerini kâh başkalarına kâh kara toprağa verdiği erkekler…

Üzerlerinde en şık kıyafetleri. Ceketlerin içinde yelek… Bütün akşam parlattıkları ayakkabıları köy yollarında çamura bulanmış delikanlılar… Jöleli saçları, kara kaşları, kara gözleriyle köyün en bıçkın delikanlısı olma iddiasında her biri.

Bu görüntünün arkasında, biraz hüzün, biraz isyan… Her gün yükselen başlık parası yollarını dinamitliyor. Tek çözüm berdel. Kadına karşılık kadın. Kız kardeşi olanlar biraz daha şanslı. Bu takas için harcayacakları mal cepte. Kadın veriliyor, kadın alınıyor karşılığında… 10 milyarlık kadına 10 milyarlık bir başkası. Her şey eşit, güzele güzel, gence genç, çirkine çirkin… Evlenirken kurulan bu denge hayat boyu devam edecek. Çiftlerden birinin mutsuzluğunu diğeri de yaşamak zorunda. Boşanmayla sonuçlanan bir evlilik, diğer çifti de boşanmak zorunda bıkacak. Başlamadan ipotek altına alınan bir evliliğin ürünü olacak doğan bebekler.

Ve bir başka seçenek. Alamadığın kızı kaçırmak serbest bu diyarda. Bedelini ödemek için para gerekmiyor üstelik. Geçer akçe, can… Namusu kirleten erkek ve kendi tercihi olmasa bile kirlenen namusu kanıyla yıkanan genç kızlar yaşıyor bu topraklarda. Kadının alın yazısı. Belki de hayat boyu temizlemek için uğraşıp didindikleri doğdukları zaman sırtlarına çalınan karanın izi.

Halay devam ediyor. “Oyyy felek”… Sözlerindeki acının ve ağırlığın aksine, güneydoğunun yöresel ritmine uyuyor ayaklar bu kez.

Çocuk yaşta yaptıkları ilk doğumun ardından yıllar yılı bebek taşımaya alışmış kucaklar yine dolu. Kimi üçüncü, kimi dördüncü bebeğini avutuyor. Tarlaya ırgat gerek, eve hizmetli… Kemiyetin keyfiyetin önüne geçtiği evlerde bazen 20 nüfus aynı çatı altında barınıyor. Ve bütün yükü şerha şerha omuzlarıyla kadın taşıyor.

Köy meydanındaki gürültü bir anda susuyor.

Dağ, taş, kuşlar, kuzular, böcekler bile susuyor sanki.

İşte zamanı geldi. Gelin kız baba evinden ayrılıyor. Ağır adımlarla ilerliyor hayatının geri kalanını geçireceği, çocuklarını doğuracağı, gözyaşlarıyla sulayıp en iyi haliyle gülümseyerek sevincini belli edebileceği koca evine.

Gelinlikle giriyor, kefenle çıkacağını bile bile.

O bir ana adayı…

Doğu’nun anası…

O çekecek her sabah, güneşin de sancısını…

 

Bu yazı 2460 defa okunmuştur .

Son Yazılar