Efendisini Doğuran Cariye
Semanur Sönmez Yaman

Semanur Sönmez Yaman

Efendisini Doğuran Cariye

27 Ağustos 2008 - 18:36

Konu malum, detaya girmeyeceğim.

Herkes tanıyor artık Bursalı Dengiz ailesini.

Emlak zengini babanın oğlu Tahsin için organize ettiği sünnet düğününden bahsediyorum.

Stadyumda yapılan ve üç gün üç gece süren düğün.

Ailenin stada helikopterle inmesi, öncesinde kullanılan limuzin, annenin ve ablaların kıyafetleri günlerdir tartışılıyor.

Magazin boyutuna girmek istemiyorum olayın… Ortalığa saçılan paralardan, sahnede oynayan başörtülü kadından, orkestranın paralarını toplayan sünnet çocuğundan günlerdir fenalık geldi.

Ancak asıl tartışmamız gereken konu, babanın cümlelerinde gizli…

Ne diyor baba?

“Yıllardır bir oğlum olsun, Allah bana bir erkek evladı versin, dillere destan olacak şekilde düğün yapacağım diye ahdim vardı. Bunu kimseyle paylaşamıyordum, içimde yaşıyordum hep.”

Nasıl bir kültürle yetişmiştir bilmiyorum. Kız çocuklarının değersiz ve kıymetsiz addedildiği bir aile olduğu kesin. Peygamberin “üç kızını Saliha yetiştiren cennetliktir” müjdesinden bihaber olduğu da ortada. İki kız çocuk sahibi olmasına rağmen 15 yıl erkek çocuk hasretiyle yanıp tutuşmasından kolaylıkla anlaşılıyor hayata bakış mantığı…

Buraya kadar yine algılanabilir, Türkiye gerçeği kriteri kullanılarak anlaşılabilir bir durum var. Ancak birkaç saniye sonra kurulan cümleler, durumun vahametini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

“Rahmetli babamızın ismini taşıyor Tahsin Dengiz. Benim her şeyim, geleceğim, benim soy ismimi dağlara taşlara yazdıracağı için onunla gurur duyuyorum. Oğluma her şeyim feda olsun istiyorum.”

İşte bu cümle her şeyi alt-üst ediyor.

Baba-oğul ilişkisi göremiyorum ben bu cümlede.

Bir kölenin efendisine dair övgü-saygı dizeleri daha ziyade.

“Her şeyim, geleceğim” diyor babası 11 yaşındaki oğlu için. Dünyaya dair planların gelecek algısı da bu kadar oluyor demek ki. Soyadını dağlara taşlara yazdıracağından öyle emin ki oğlunun… Yarına çıkma garantisine, hastalanmama, sakatlanmama teminatı eklemiş gibi her hali... Dinlerken tüylerim ürperiyor.

Her gün masamıza gelen onlarca imtihan vesilesinden birine tabi tutulma ihtimalini düşünüyorum iş adamı ile aynı duyguları paylaştığı her halinden belli olan karısının…

Ya soyadını dağlara taşlara yazdırmak istemezse oğlu…

Torun vermezse Rabbim O’na ne olacak?

Bir başka erkek evlat peşine mi düşecek…

Dağlarda taşlarda soyadını görmek istemesi de ayrı bir tartışma konusu. Peygamber soyu sanki sürdürmek istediği ki bizim peygamberimizin soyu kızından devam eder…

Ve son cümle… Dua mı beddua mı olduğunu anlayamadım bir türlü. “Oğluma her şeyim feda olsun istiyorum”. Ne demek bu? Her şeyini feda etmek için bir bela temennisi mi? Yoksa emlak pazarlarken kurulan düşük-anlamsız cümlelerin günlük konuşmaya yansıması mı? Anlayan varsa bana da anlatsın.

Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi vesellem) kıyamet alametleri arasında saydığı “Öyle bir zaman gelecek ki, cariye efendisini doğuracak!” hadis-i şerif’i geliyor aklıma.  

Bu zaman o zaman mı?

Kıyamet arifesinde miyiz acaba?

Bu çocuk ailenin efendisi değil de ne?

Bir çeşit tapınma içgüdüsüyle hareket ediyor anne baba…

Zavallı ablalara söyleyecek söz bulamıyorum. Onlar ailenin iki talihsiz figüranı. Hayatları boyunca sevgi-saygı eksikliği hissedecekleri de ortada.

Gözümüz yok kimsenin malında, helal kazançsa Allah bereket versin.

Herkes aynı görgüye-kültüre sahip olacak diye bir kural da yok. İstediğiniz düğünü yapma özgürlüğüne sahipsiniz bu ülkede.

Ama çocuğunuzu iyi yetiştirmek zorundasınız, pohpohlayıp servet harcayarak değil. İnsani erdemlere sahip olmasını sağlayarak. Çünkü o çocuklar bu ülkenin geleceği olacak.

Ama biraz akıl, biraz izan lazım hepimize…

Çocuklarımızın emanet olduğunu unutmamak, onları putlaştırmamak iyi anne baba olmanın en önemli kuralı…

Karınlarını doyururken, yüreklerini ve beyinlerini boş bırakmaya hiç hakkımız yok çünkü.

 

Bu yazı 8779 defa okunmuştur .

Son Yazılar