Ölsün Onların Çocukları
Semanur Sönmez Yaman

Semanur Sönmez Yaman

Ölsün Onların Çocukları

11 Şubat 2010 - 16:23

Abdülkerim Buğra Şimşek, 21 yaşında…


2007 yılının ÖSS dördüncüsü…


O’nu, 2007’nin Temmuzunda tanıdık ilk kez, Türkiye derecesi yapıp istediği bölüme yerleşemeyen katsayı mağdurlarından biri olarak... Vicdanı olan herkesin yüreği cız etti.


Dile kolay; yıllarca çalış, çabala, Türkiye’nin en iyi 4’üncü genci ol ve istediğin üniversiteye gireme… Şaka gibi geliyor kulağa.


Asıl hikâye bundan sonra…


Buğra İngiltere’ye gitti, tıbbi genetik okumaya başladı.


Birinci sınıfı bitirdiğinde Türkiye’deki katsayı engelinin kalktığı haberini aldı ve okulunu dondurup yeniden sınava girmek üzere vatanına, anne babasının yanına koştu.


Ümitle ikinci kez sınava hazırlanırken bu kez iki ayrı vurgun yedi. Danıştay, katsayı düzenlemesini iptal etti… Bir oyuncak gibi oynadı on binlerce çocuğun umuduyla… Dev bir dalga gibi gelip yıktı kurulan hayalleri.


İptal edilen düzenlemede, aynı puanı alabilmek için öbür çocuklardan 5 soru daha fazla yapmaları gerekiyordu. Danıştay kararı, bunu 50 soruya çıkardı yeniden. İhtimali, imkânsıza çevirdi…


Buğra; bu yıl sınava girme kararını değiştirmedi. Sınava girecek, şartlarda herhangi bir düzelme olmazsa İngiltere’deki okuluna geri dönecek. “Ama bu gidişim farklı olacak” diyor.


“Ülkeme daha az güven duyacağım bu gidişimde”…


Geri dönüp ülkeme hizmet etmek için daha az gerekçem olacak cebimde”…


21 yaşında bir genç kuruyor bu cümleleri…


Yaşıtlarının başında kavak yelleri esiyor, hangi sinemaya gideceklerini, hangi marka giyeceklerini konuşuyorlar.


O ise, geleceğini planlayabilmek için, geleceği çalmak üzere kurulmuş bir sistemle mücadele ediyor bir başına… IQ’su 139… Deha sınırının bir puan altında. Ülkesinde anlamı yok bunun, çünkü O, İmam Hatip Liseli…


…


Danıştay’ın verdiği karar öyle çok yaraladı ki meslek liselileri, tarife hiçbir kelime yetmez.


Peki bu kararları alması için Danıştay’ı kim teşvik etti? İki öğrenci velisi…


İlkinde veli, katsayı farkının kaldırılmasıyla “çocuğunun rekabet edeceği öğrenci sayısının artacağı” gerekçesiyle açmıştı davayı.


Diğerinde “ikiz çocuklarının sayısal yapan öğrenciler karşısında dezavantajlı konuma düştüğünü” iddia eden bir baba…


Elbette herkes kendi çocuğunun başarısını, iyiliğini ister. Ama başka çocukların puanlarından çalınarak elde edilen başarı gerçekten başarı sayılabilir mi? Başka çocukların gözyaşlarının kendi çocuklarının yüzünde bir gülümsemeye dönüşmesini hangi anne baba kabullenebilir, anlamakta güçlük çekiyorum.


“Hep ben” anlayışının zirve noktası bu sanırım.


Hep ben, illa ben, yalnız benim çocuğum…


Benim çocuğumun başarısı için, “ölsün onların çocukları”…


İşte anlayış bu…


Anlayan, algılayan, ‘o iki veli bu nedenle haklı’ diyebilecek olan varsa bana da anlatsın lütfen.


Anlatsın ki, çocuklarının, başka çocukların çiğnenen hakları üzerinde yükselmesine vicdanları nasıl elveriyor anlayayım…


Anlatsın ki, çocuklarının geleceği için başka çocukların geleceklerini çalmaktan hiç mi haya etmiyorlar öğreneyim…


Anlatsın ki, kendi çocuklarının mutluluğu için belki bir ömür boyu gülmeyecek gözlere nasıl bakacaklar, bileyim…


Altın beyinli adamın hikâyesini hatırlar mısınız?


Başı her kanadığında beyninden biraz altın akan adamı…


Zengin olmak uğruna beyninin tamamını yitiriyor kanata kanata.


Ne kadar da benziyor bize…


…


Şimdi Buğra gidecek, tıpkı daha önce giden Emre, Furkan, Tuba, Zeliha gibi…


Dünyanın dört bir yanı, burslu okuyan Türk öğrencilerle dolu, bu yıl sayı biraz daha kabaracak…


“Beynimizi yitiriyoruz”…


Ağır ağır değil, hızla, baş döndüren bir hızla üstelik.


Anlayacağınız dilde sorayım; 


“Heeey, tehlikenin farkında mısınız?”

Bu yazı 17237 defa okunmuştur .

Son Yazılar