Sevgili Ihlamur Ağacı
Semanur Sönmez Yaman

Semanur Sönmez Yaman

Sevgili Ihlamur Ağacı

02 Haziran 2013 - 13:07

Sevgili Ihlamur ağacı,

Duydum ki keseceklermiş seni…

Yahut alıp götüreceklermiş uzak topraklara…

Her yaz sadece bir kez de olsa ciğerlerime doldurduğum mis kokundan mahrum kalacakmışım gayrı…

Alışverişe gelecek insanların birbirinden pahalı parfümlerinin kokusu yayılacakmış artık etrafa…

Gerçekten çok üzüldüm başına gelecekleri duyunca.

Betonlarla dolan hayatımız, İstanbul’un göğü delmeye çalışan binaları, her dakika biraz daha canavarlaşan trafik… Tüm bunların arasında tek bir yaprağın bile ne kadar değerli olduğunu hâlâ idrak edememiş insanlık…

Başkaları da vardı benim gibi üzülen, heyecanlanan…

Vakti olan Gezi Parkı’na koştu… Ağacı, toprağı, hayatı dert edinen insanlar…

İçlerinde dostlarım da vardı, tanıdıklarım da…

Yazar Cihan Aktaş’ın bir ağacı evlat edindiğini duyunca daha bir heyecanlandım.

Gelip sana evlat olasım geldi sevgili ıhlamur… Ne de olsa benden büyüktü yaşın…

Nelere şahit olmuştu koca dalların kim bilir?

Ne acılar görüp geçirmiştin bu yaşa dek?

Ne darbelere dayanmıştı o koca gövden?

Yassıada’nın kuşları gevezelik ederken dallarında, Menderes’in başına gelenleri hayretle öğrenmiştin…

Kanlı 1 Mayıs’ta oradaydın…

Konserleri, basın açıklamalarını izledin sessizce...

Hayatının ilk karıncasını senin gölgende gören küçücük çocukları...

Kokunu duyan insanlar, hayranlıkla başlarını kaldırıp izlerken seni, başın göğe ererdi mutluluktan…

Ne olurdu kalsaydın öylece olduğun yerde?

Çiğdereli Halil kızını mı everiyordu yoksa yine?

“Telli Kavak” gibi mi olacaktı sonun?

...

Cevabını öğrenemedik sorularımızın…

Bir grup iyi niyetli insan, köklerini, vatan bildiğin parktan ayırmamak için çabalarken, birileri yapraklarından, çiçeğe duran tomurcuklarından rant üretme peşine düştü.

Önce etrafında toplanan insanların yüzleri değişmeye başladı, sonra sloganları…

Sloganlara taşlar eşlik ederken, biber gazı sardı dört yanı…

Bir başka hevesin sevdalıları döküldü sokağa…

Tam da barış derken, çözüm derken, halleşmeye, yüzleşmeye, helalleşmeye adım atarken Türkiye, aynı bayat oyun indirildi bir türlü tozlanmaya fırsat bulamayan o raftan…

Bırak çiçeğe-yaprağa, insana değer vermeyen bir güruhla doldu sokaklar…

Gücü, ekmek parası peşindeki esnafa, vatandaşa hizmet veren otobüse, sokakta yürüyen başörtülü kadınlara, durağa, kaldırıma yetti gözü dönmüş güruhun…

Haberlerin yayınlanmasında söz sahibi olmayan medya emekçilerini unutmadı, elinden geleni ardında koymadan saldırdı kameralı, fotoğraf makineli haber ekiplerine…

Öfke,  gaz bombalarını; gaz bombaları öfkeyi besledi.

Nicedir bastırılmış duygular feveran ederken caddelerde, camlar kırıldı, arabalar tekmelendi, küfürler savruldu ülkemin sokaklarına… Bizim vergilerimizle alınan iş makinaları ateşe verildi, kaldırım taşlarından cephane tepecikleri, sokaklardaki beton saksılardaki bodur ağaçlardan bariyerler oluşturuldu.

Provokasyon, bir kez daha ispatladı gücünün büyüklüğünü…

Nostaljik tencere tavaların sesine vuvuzelalar katıldı bu sefer…

“Kötü adamlara” gün doğdu…

Komşunun komşusuna hasım kesileceği günü ellerini ovuşturarak beklemeye başladılar salyalı ağızlarıyla sırıtarak…

İşte böyle sevgili ıhlamur ağacı,

Artık yeni bir yaramız var…

“Gezi Parkı sendromu”…

“Tenisçi dirseği” hastalığı gibi tıpkı… Hastaların sadece yüzde 5’i tenisçiymiş biliyor musun? Gerisi tenisle hiç ilgisi olmayan insanlar…

Şimdi bize dua et ıhlamur ana…

Kan döken, bozgunculuk yapan bir toplum olmamamız için dua et…

Çocuklarımızın huzurlu sabahlara uyanmaları için…

İnsanların gözlerinin ve kalplerinin, hayır, iyilik ve sevgi körü olmaması için…

Aklımızı başımıza devşirmemiz, birlikte yaşamayı, birbirimizin tercihlerine saygı duymayı öğrenmemiz için…

Kendin için de dua et ne olur…

Gövdeni, dallarını hatta yapraklarını; siyasete, kendi çıkarlarına alet edenlerden iyilik beklememen gerektiğini öğrenmişsindir artık…

Önünde saygıyla eğiliyor, her bir yaprağından hürmetle öpüyorum…

Manevi kızın…

 

Bu yazı 9416 defa okunmuştur .

Son Yazılar